Çocuğu Överken Neyi Övüyoruz? Çaba mı, Sonuç mu?
"Ne kadar zekisin" ile "vazgeçmedin" arasındaki fark, çocuğun zorluk karşısındaki tutumunu belirliyor. Etkili övgünün ilkeleri.
Derya Sönmez 4 dk okuma
Bir çocuk resmini gösterdiğinde, sınavdan iyi bir not getirdiğinde ya da ilk kez bisiklete bindiğinde ağzımızdan çıkan cümle neredeyse otomatiktir: "Aferin, ne kadar zekisin!" İyi niyetle söylenen bu cümle, çoğu ebeveynin en sık kullandığı övgü biçimidir. Ancak övgünün içeriği, sanıldığından çok daha fazla iz bırakır. Neyi övdüğünüz, çocuğa hangi şeyin değerli olduğunu öğretir.
Buradaki ayrım basit görünür ama sonuçları büyüktür: Sonucu mu övüyorsunuz, süreci mi? "Zekisin" bir özellik bildirir ve çocuğa sabit bir kimlik verir. "Bu problemi çözene kadar üç kez denedin" ise bir davranış tarif eder ve tekrarlanabilir bir yol gösterir. Aynı fark, evde kurulan pek çok alışkanlıkta karşımıza çıkar; örneğin çocuklarda okuma alışkanlığı geliştirmeye çalışan ebeveynlerin en sık yaptığı hata, bitirilen kitap sayısını övüp okuma sırasında gösterilen ilgiyi görmezden gelmektir.
Özellik övgüsü ile çaba övgüsü
Özellik övgüsü, çocuğun sahip olduğu varsayılan bir niteliğe işaret eder: zeki, yetenekli, akıllı. Çaba övgüsü ise çocuğun yaptığı şeye odaklanır: denemek, yöntem değiştirmek, sürdürmek, dikkat etmek. İlk bakışta ikisi de olumludur. Fark, çocuk zorlukla karşılaştığında ortaya çıkar. Zeki olduğu söylenen çocuk, zorlanınca zekâsının sorgulandığını hisseder. Çabası övülen çocuk ise zorlanınca yalnızca daha fazla çaba gerektiğini düşünür.
Kolay başarıyı övmenin ters etkisi
Bir çocuk hiç zorlanmadan yaptığı bir işten dolayı abartılı övgü alırsa, çıkardığı sonuç şudur: Değerli olan şey hızlı ve kolay yapmaktır. Bu çıkarım, zaman içinde zor işlerden kaçınmaya yol açar. Çünkü zor iş, kolay başarı görüntüsünü bozma riski taşır. Bu yüzden en yetenekli görünen çocukların bir kısmı, ilerleyen yıllarda kendilerini zorlayacak alanlardan uzak durur.
"Aferin" neden yetersiz kaldı
Tek başına "aferin" bir bilgi taşımaz. Çocuk neyi doğru yaptığını öğrenmez, yalnızca onaylandığını bilir. Onay elbette gereklidir, ancak sürekli ve içeriksiz kullanıldığında değerini yitirir. Daha işlevli olan, ne gördüğünüzü söylemektir: "Bu resimde gölgeleri de çizmişsin" ya da "Zor kısımda vazgeçmedin". Bu cümleler övgü kadar ödüllendiricidir ve üstelik yol gösterir.
Betimlemek, değerlendirmekten daha etkilidir
Çocuğa ne yaptığını tarif etmek, bir not vermekten daha faydalıdır. "Çok güzel olmuş" bir değerlendirmedir ve karşı taraf için tartışmaya kapalıdır. "Burada renkleri birbirine karıştırmadan kullanmışsın" ise bir gözlemdir; çocuk kendi işine dışarıdan bakmayı öğrenir. Zamanla bu bakış içselleşir ve çocuk kendi işini değerlendirmek için ebeveyne ihtiyaç duymaz hâle gelir.
Abartılı övgünün yarattığı baskı
"Sen bu işin dâhisisin" gibi büyük ifadeler, çocuğa korunması gereken bir imaj yükler. Bir sonraki denemede aynı performansı gösteremezse, yalnızca bir işi başaramamış olmaz; taşıdığı unvanı da kaybetmiş sayar kendini. Özgüveni düşük çocuklarda abartılı övgünün özellikle ters teptiği gözlenir; çünkü kendileri hakkındaki algılarıyla duydukları arasındaki uçurum, övgüyü inandırıcı olmaktan çıkarır.
Süreçte tam olarak ne övülmeli
Çaba övgüsü de yanlış kullanılabilir. Sonuçsuz kalan bir çabayı "en azından çok çalıştın" diye övmek, çocuğa çabanın kendi başına yeterli olduğu mesajını verir. Oysa övülmesi gereken şey yalnızca harcanan zaman değil, kullanılan yöntemdir: farklı bir yol denemesi, yardım istemesi, hatasını bulup düzeltmesi, dikkatini toplaması. Etkili övgü, çocuğun bir dahaki sefere tekrarlayabileceği somut bir davranışa işaret eder.
Başarısız denemeyi konuşmak
Sonuç iyi çıkmadığında sessiz kalmak, çocuğa yalnızca başarının konuşulmaya değer olduğunu öğretir. Bunun yerine ne yapıldığını konuşmak gerekir: Hangi kısım işe yaradı, nerede takıldı, bir dahakine ne değişebilir. Bu konuşma bir teselli değil, bir çözümlemedir. Zamanla çocuk, kötü sonucun kendisi hakkında bir hüküm değil, üzerinde çalışılacak bir bilgi olduğunu öğrenir.
Karşılaştırmalı övgüden kaçınmak
"Sınıfın en iyisi olmuşsun" türü övgüler, değeri başkalarının performansına bağlar. Bu ölçüt kişinin kontrolünde değildir ve sürekli tetikte olmayı gerektirir. Ayrıca çocuk, kendi gelişimini değil sıralamadaki yerini izlemeye başlar. Daha sağlıklı ölçüt kişinin kendi geçmişidir: "Geçen ay bu tür soruları çözemiyordun." Bu cümle hem gerçekçi hem de tamamen çocuğun kendi çabasına bağlıdır.
Övgü ile ödülü karıştırmamak
Her davranışın maddi bir karşılığı olduğunda, çocuk işi kendisi için değil karşılığı için yapmaya başlar. Bir süre sonra ödül kalktığında davranış da kalkar. Sözlü takdir ise davranışın kendisini görünür kılar ve dışarıdan bir bedele bağlamaz. Ara sıra verilen ödülün zararı yoktur; sorun, ödülün sistemin merkezine yerleşmesidir.
Samimiyet, tekniğin önünde gelir
Çocuklar tonlamayı ve niyeti şaşırtıcı bir hassasiyetle okur. Ezberlenmiş cümlelerle yapılan "doğru" övgü, sahici bir "bunu gerçekten beğendim" kadar etkili olmaz. Bu yüzden burada anlatılanları bir formül gibi uygulamaya çalışmak yerine, dikkatinizi neye yönelttiğinizi değiştirmek daha işe yarar. Ne gördüğünüzü söylerseniz, cümle kendiliğinden doğru kurulur.
Uzun vadede ne kazandırır
Süreci gören bir övgü diliyle büyüyen çocuk, zorlukla karşılaştığında geri çekilmek yerine yöntem aramayı öğrenir. Hatayı kimlik meselesi yapmaz, bilgi olarak kullanır. En önemlisi, kendi değerini her seferinde yeniden kanıtlamak zorunda hissetmez. Ebeveynin burada yaptığı şey çocuğu motive etmek değil, ona kendi ilerlemesini görebileceği bir bakış kazandırmaktır. Bu bakış, hiçbir övgüden daha uzun süre yanında kalır.